İçeriğe geç
Mavi Bahçem

Mühendis Neden Deneme Yazmalı?

Bir şeyi nasıl yapacağımızı biliyoruz, peki neden yaptığımızı biliyor muyuz? Okumayı, yazmayı ve dinlemeyi bilmeyen bir mühendisin ürettiği şeyin tadı da kokusu da eksik kalıyor sanki.

Mavi gökyüzünde süzülen kağıttan uçak ve altında pergel ile dişli çizilmiş teknik çizim kağıdı

Merhaba,

Bu yazıyı uzun zamandır yazmak istiyordum, ama her oturduğumda önce bir şey yapmam gerekiyormuş gibi hissettim. Bitmesi gereken bir iş, düzeltilmesi gereken bir hata, cevaplanması gereken bir mesaj... Sonra fark ettim ki tam olarak burada anlatmak istediğim şeyi yaşıyormuşum: düşünmeye vakit ayırmadan yapmaya çalışmak.

Mühendis olmak çok garip bir şey; ilk olarak, bir şeyleri çalıştırıyor olman lazım ki insanlara "bu iş oluyor" hissiyatını ver, arkasından da hızlı olman lazım ki kimse "neden bu kadar uzun sürdü?" diye sormasın. Ama kimse sana "neden yaptın?" diye sormuyor, sen de bir süre sonra sormayı unutuyorsun.

Yapmayı biliyoruz, peki neden yaptığımızı?

Okulda bize bir şeylerin nasıl yapıldığını öğretiyorlar. Bir köprünün yükü nasıl taşıyacağını, bir devrenin nasıl çalışacağını, bir programın nasıl daha hızlı koşacağını... Hepsi çok güzel, hepsi çok gerekli. Ama bir noktadan sonra şu soruyu sormaktan kaçınıyoruz: Bunu kim için yapıyorum ve neden yapıyorum?

Düşünmeden yapılan şeylerin bence aslında bir sahibi yok. Çalışıyor, evet; ama çalışmasının kendisi bir anlam taşımıyor. Hyunam-Dong Kitabevi'ni okurken, sadece isteyerek bir şeyler başaramayacağımızı ve adımın kendisinin yersiz ve yetersiz kaldığını yazmıştım. Mühendislikte de tam olarak böyle olduğunu düşünüyorum. Adımı atmadan önce o adımın nereye çıktığını düşünmemiz gerekiyor, yoksa sadece çok hızlı bir şekilde bir yere varmamış oluyoruz.

Bir şeyi yapabiliyor olmamız, onu yapmamız gerektiği anlamına mı geliyor?

Bu soruyu sormayan bir mühendisin ürettiği şey hızlı olabilir, ucuz olabilir, hatta güzel bile olabilir. Ama tadı eksik kalıyor sanki. Kokusunu alamadığın bir yemeği yemek gibi; karnın doyuyor, ama ne yediğini hatırlamıyorsun.

Jiro'nun uçakları

Rüzgar Yükseliyor'u izlerken en çok aklımda kalan şey, Jiro'nun bir mühendis olmasıydı. Rüyasında Caproni ona şöyle diyor: "Uçaklar güzel rüyalardır. Mühendisler bu rüyaları gerçeğe dönüştürür."

Bu cümleyi çok seviyorum, ama filmi tekrar izlediğimde başka bir şey fark ettim. Jiro'nun hayal ettiği uçaklar, savaşın içinde başka bir şeye dönüşüyor. O sadece güzel bir uçak yapmak istiyor; ama yaptığı şeyin neye hizmet edeceğini düşünmeyi çoğu zaman erteliyor. Film bunu suçlamadan gösteriyor, ben de suçlamak istemiyorum. Sadece şunu merak ediyorum: Üretmenin bir bedeli varsa, o bedeli düşünmek de üretmenin bir parçası değil mi?

Mühendis neden deneme yazmalı?

Deneme yazmak bana hep şunu öğretti: Kafamda çok net olduğunu sandığım şeyler, kağıda döktüğümde dağılıyor. Yazdıkça aslında ne düşündüğümü bilmediğimi fark ediyorum. Bir sistemi tasarlarken de aynısı oluyor; kafamda her şey çalışıyor, ama yazmaya başladığımda boşlukları görmeye başlıyorum.

Yazmak, bence düşünmenin hata ayıklaması gibi bir şey.

Bir mühendisin deneme yazması, bir düşünürün devre çizmesi kadar garip görünebilir. Ama okuduğumuz düşünürlere düşünür dememizin asıl nedeni, yaşadıkları dönemin "fikrine" karşı bir şey üretmiş olmaları değil mi zaten? Mühendis de aslında bunu yapıyor, olmayan bir şeyi var ediyor. Arada sadece bir fark var: düşünür önce soruyor, mühendis önce yapıyor. İkisinin de birbirinden öğrenmesi gereken çok şey olduğunu düşünüyorum.

Felsefeyle ilgilenmek, mühendise "neden" sorusunu geri veriyor. Kierkegaard'ın sürekli daha fazlasını yapmalıyım diye kendini yiyip bitirmesini okurken, gece yarısı bitmeyen işlerine bakan mühendisleri düşünmeden edemiyorum. Belki de daha fazlasını yapmak değil, daha iyi düşünmek gerekiyordur. Daha çok satır yazmak değil, neden yazdığını bilmek.

Okumak, yazmak ve dinlemek

Kitap okumayı çok severim; odaklanamayan ben aslında bir şeylere odaklandığını hissediyor, hiç tanımadığım insanlarla konuşuyor ve onlarla konuşurken duruluyor. Mühendislikte de en çok ihtiyaç duyduğum şey bu duruluk oluyor.

Bir şey üretmek isteyen insanın bence üç şeyi bilmesi gerekiyor:

  • Okumayı, çünkü başkalarının neyi, neden denediğini bilmeden yaptığın şey çoğu zaman sadece bir tekrar oluyor,
  • Yazmayı, çünkü anlatamadığın bir fikri aslında tam olarak anlamamışsın demektir,
  • Ve dinlemeyi, çünkü ürettiğin şeyi kullanacak olan insan, senin hiç düşünmediğin bir yerden bakıyor.

Dinlemek, bunların içinde en zoru sanırım. Çoğu insana bir şey anlatırken onları bu kadar dinleyemiyorum, itiraf edeyim. Ama yaptığım işlerde en çok, kendisi dinlenmeyi bekleyen insanlardan öğrendim. Bir kullanıcının "bunu neden böyle yaptınız?" sorusu, bazen bütün bir tasarımdan daha çok şey anlatıyor.

Ülkesine ve insanlara bir şey katmak

İnsanlığa ve ülkesine bir şeyler katmak isteyen çok insan tanıyorum. Hepsinin içinde güzel bir hırs var. Ama hırs, tek başına bir yön değil ki. Ne yapacağını bilmeyen bir hırs, sadece hızlı koşan bir insan gibi; çok yol alıyor, ama nereye gittiğini bilmiyor. Hırsın senin içini yerken "yiyecek başka şey bul" diyemiyorsun ona, ona tadı ve kokusu güzel bir neden bulman gerekiyor.

Bir ülkeye bir şey katmak sadece daha çok şey üretmek değil bence. Neye ihtiyaç olduğunu görebilmek, o ihtiyacı yaşayan insanları dinleyebilmek ve yaptığın şeyin yıllar sonra geride ne bırakacağını düşünebilmek. Bunun için de makinelerden önce insanları okumayı bilmek gerekiyor.

Nedeni olmayan üretim bir gürültüdür; nedeni olan üretim ise bir cevap.

Hyunam-Dong Kitabevi'nde Youngju, kitapların üstüne notlar yazarak insanlara ulaşmaya çalışıyordu. Sattığı şeyin kendisinden önce, o şeyin neden değerli olduğunu anlatıyordu. İnsanlar da bu çabanın karşısında kitaplarla bağ kurup kendilerinden bir parça buluyorlardı. Mühendislik de bence böyle olmalı: önce neden, sonra nasıl.

Üretmenin güzelliği

Üretmeyi çok seviyorum. Bir şeyin ilk defa çalıştığı o an, küçüklük neşemi hâlâ aşamadığımı hatırlatıyor bana. Hani bir şeyleri birbirine vurmak istersin ya, ne olacak acaba dersin; o merak hiç geçmiyor.

Ama fark ettim ki en çok sevdiğim şeyler, bir nedeni olan şeyler. Biri için yaptığım, bir derdi çözen, bir soruya cevap veren şeyler. Nedeni olmadan yaptıklarımı çoğu zaman hatırlamıyorum bile; çalışıyorlar, evet, ama ne kokusu var ne de tadı.

Belki de mühendisliğin asıl kısmı makineyi çalıştırmak değil, neden çalışması gerektiğini anlatabilmektir. Düşünmeden yapılan şey yersiz, nedeni anlatılamayan şey de yetersiz kalıyor.

Acaba, bu gece yaptığım şeyin bir nedeni var mı?
Acaba, yarın kullanan biri "iyi ki" diyecek mi?
Okumadan yazdığım her satır,
Dinlemeden kurduğum her cümle kimin için?

Rüzgar yükseliyor, yaşamayı denemeliyiz.
Ama önce biraz durmalı, biraz düşünmeliyiz,
Neden uçmak istediğimizi bilmeli,
Sonra kanatlarımızı çizmeliyiz.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Fahrettin Baştürk

Bahçıvan

Fahrettin Baştürk

Mühendis zihniyle karmaşık sistemleri çözen, Ghibli naifliğiyle rüzgara fısıldayan bir yazar.

X'te Paylaş

© 2026 Fahrettin Baştürk · Alıntı yaparken kaynak göstermeyi unutma. Kullanım koşulları

Yorumlar

Yorum Yaz

Yorumun onaylandıktan sonra yayınlanır. 0/2000